Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.

Bizi zem eyleyene rahmet eyle.

TASAVVUF
MEB. OKUL
Altın Hesaplama

GÜLDEN BÜLBÜLLERE 3

 

 

GÜLDEN

BÜLBÜLLERE

TASAVVUF SOHBETLERİ

 

 

 

DERLEYEN

Nimet ERTÜRK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dizgi- Kapak  : Reyhan Ltd. Şti. (0312) 230 18 57

Baskı               : Özel Matbaası (0312) 231 31 60

Baskı yılı ve yeri         :               1997 - Ankara

 

 

 

 

 

 


GİRİŞ

 

Sonsuz uzay boşluğu içinde binlerce gezegen... Bir çoğu dünyadan çok daha büyük. Hepsi aynı tabiat kanunlarına göre, tek elden yönetiliyor.

Bu gezegenlerden birisi de dünya. Birbirine hiç benzemeyen milyarlarca canlı: Bitkiler hayvanlar ve insan. Hepsi de aynı kanunlara göre doğuyor, görevini tamamlıyor ve ölüyor. Yerlerini yeniler alıyor.Yeniler de aynı kanunların dışına çıkamıyor.

Bu canlıların en gelişmiş olanı insan. Çünkü ona diğer canlılarda olmayan bir özellik bahşedilmiş: Akıl.

“Bilinmek bulunmak murat edip insanı yaratmış” yüce ALLAH. “Gündüz ve gecenin ardarda gelişinde akıl sahipleri için nice hikmetler vardır” buyurmuş Kur‘ân-ı Kerîm’de.

Akıl insana üstünlük kazandırıyor ama sorumluluk da yüklü yor: ALLAH‘a kulluk.

Bu sadece ibadet demek değil. İbadet ihlasla yapılıyorsa, insana ancak, bu ilahî düzen içerisindeki, sorumluluklarını öğretir: Diğer canlılara karşı sorumludur. Diğer insanlara karşı sorumludur. Milletine karşı sorumludur. Ailesine karşı sorumludur. Kendisine karşı da sorumludur.

İnsan, sorumluluklarını yerine getirdiği ölçüde ALLAH‘ın sevgisini kazanır.

Sevgi karşılıklıdır. ALLAH‘ın bir insanı sevdiğinin göstergesi insanın da ALLAH‘ı seviyor oluşudur. İnsanın ALLAH‘ı sevdiğinin göstergesi de, diğer insanlara yararlı olarak yaşamasıdır.

Diğer insanlara zararlı kişilere ALLAH’ın sevgisi yönelmez. Böyle kişilerin “ALLAH sevgisi” iddiasında bulunmaları ise boş hayalden başka birşey değildir.

Din bunları anlatan âyet ve hadislerin bütünüdür.

Tasavvuf bu niteliklere sahip iyi insanı yetiştirme yoludur.

Tasavvuf eğitimi almış insan meşru yoldan ve helâl kazamaya dikkat eder. İşinde hile, sözünde yalan, davranışlarında riya olmaz. Başkalarını incitmemeye özen gösterir. Başkalarından da kolay kolay incinmez. Affedici olur. İnsanlarla dininden taviz vermeksizin iyi geçinmeyi becerir. Düşkünlere, yetimlere, kimsesizlere yardımcı olur. Diğer insanlardan faydalanmak yerine, diğer insanlara faydalı olmaya çalışır. Tükettiğinden fazlasını üretir.

Dinî hükümlerden kendi nefsine uyan hükümler çıkarıp, dinin genel çizgisine aykırı düşmez. Bilakis, ALLAH ile gönül beraberliği içinde olabilmek için uğraşır.

İşte tasavvuf dilinde böyle yaşayışın adı TAKVA’dır. Takva üzere yaşayanların çoğaldığı cemiyet huzur içinde ilerler. Takvalı insanlar devlete, millete ve bütün insanlığa faydalı bir ömür sü- rerler. Onlar, iki dünyada seçilmişlerden olurlar. Bakınız yüce YARADAN ne buyuruyor: “Gerçekten ALLAH, takva sahipleriyle beraberdir.”*

 

DERLEYEN

 

* Nahl suresi, 128. ayet.


 

 

 

“Allah’a ahirete iman eden, hayır konuşsun,

hayır konuşamıyorsa sussun.”

 

 

 

Sohbet insanın kalbinden doğan bir ilimdir. İnsanı irşad eden sohbettir. Geçmişte bu kadar alimler, medrese ilmi ile, hoca ile irşad olamamışlar. Neticede bir meşayih bulmuşlar. Satırda, hocada, medresede elde edemedikleri bir ilmi meşa-yihten elde etmişler, meşayih sohbetinden elde etmişler.

      

       Anın dervîşleri kalmaz gaflette

       Çoklarını irşad eyler sohbette

       Cemalin gören kalır hayrette

 

“Şu kadar okudum. Şu kadar ilmim var demek” benliktir. Perde oluyor.

Onun için Mevlâna'yı Şems geldi irşad etti. İlmi ona per-de oluyordu.

Peygamber Efendimiz de Cebrail ile göklere çıktı. Gittiler gittiler bir yere gelince Cebrail dedi ki:

- “Ben daha öbür tarafa geçemem.”

Cebrail kaldı orada. Peygamber Efendimiz çok gitti.

Hatta bir rivayete göre Cebrail gibi başka gelenler de ol-du. Onların da hepsi kaldı orada. Sadece Peygamber Efendi-miz bir pencereden içeriye geçti. Geçince ALLAH ile buluştu.

Bir gün Peygamber Efendimiz Cebrail'e soruyor:

-“Yâ Gardaşım bu vahiyleri nereden alıp getiriyorsun?”

Diyor ki:

-“Ya Resulullah bir perdenin arkasından el uzanıyor, ba-na veriyor, alıp getiriyorum.”

 Diyor ki:

-“O perdeyi kaldır bak orada kim var?”

Cebrail kaldırıyor ki, Resulullah Efendimiz. Diyor ki:

-“Ya Resulullah senden alıyorum sana getiriyorum.”

İşte Efendiler maneviy