"Hatme teveccühün bir küçüğüdür. Hatmeye devam edin, ihmal etmeyin."
Peygamber Efendimiz de ashabına teveccüh yapmıştır. Eşrefoğlu kitabında yazar. Teveccühde başının sarığı düşmüş kapışmışlar, parça, parça etmişler herkes tırnağının üzeri kadar almış, onları ömürleri boyunca saklamışlar.
Teveccüh sünnettir. Tarîkatın her âmeli sünnettir. Sünneti müekkededir. Terk olmayan bir sünnettir, ama büyüklerimiz buyuruyor ki: Farz var, vacip var, sünnet var. Edille-yi şer'iyye.
Farz: Allah'ın emri.
Vacip: Resulullah'ın vasıtasıyla yine Allah'ın emri.
Sünnet: Resulullah'ın emri. Resulullah'ın amelleri. Cenab-ı Allah ne buyuruyor:
"Bana itaat eden sana tâbi olsun. Habibim sana tâbi olmayan bana itaat etmiş değildir."
Onun için kitap ve sünnet önemlidir. Allah'a ve Resulullah'a yaklaşmak sünnetle oluyor. Kitapla değil. Sünnetle. Kitapsız, sünnetsiz zaten hiç olmaz. Evet kitaptan sonra sünnet geliyor. Tarîkatın her ameli sünnettir. Ama yaşayan için hem farzdır, hem vaciptir, hem sünnettir.
Ne için? Allah'ın emri var. Meşâyihin emri var. Meşâyihin emri de Allah'ın emri. Resulullah'ın emridir. Onun emriyle olduğu için çok sünnetleri işler insanlar. İnsanların işlediği sünnetler farz vacip olmaz. Ama bir mürit için, meşayihine inandığı için sünnetler hem farz, hem vacip, hem de sünnettir. Buna inanın. Mesela bir müride emredilmiş evvabin namazı. Eğer farz namazı terk etmiş isek ancak o zaman evvabin namazını da terk edebiliriz. Eğer akşam namazının farzını kıldıksa, yolculukta da olsa, hastalıkta da olsa evvabin namazını da kılacak. Ama insandır, olur ya kılamadı, kaçırdı. Ne yapar. Akşam namazını kaza eder. Salat-ı Evvabin'i kaza etmez.