Tarîkatımızda üç şart vardır.
1- Abdestli olmak: Abdest müslümanın silahı. Abdestli olan insan her zaman her ibadete hazır demektir (özürü olursa başka).
2- Lokmada ihtiyat: Helal lokma aramak. Helâl lokma yemeye dikkat etmek, şüpheli şeylerden kaçmak. Ama şimdi her şeye şüphe girmiş. Şüphe var. Ama kaçmak nasıl olacak? Allah'a sığınırım. Cenâb-ı Hak "Müttekî olun" buyuruyor. Takva sahibi olan kurtulur. Olmayan kurtulamaz. Ama takva sahibi olan kim? Cenâb-ı Hak yine bir işaret bildiriyor. "Sizin en çok müttekî olanınız, en çok Allah'tan korkanınız." İşte şimdi müttekînin zamanıdır. Allah'tan çok korkacağız. Allah'a sığınacağız.
3- Hıfz-ı nisbet: Muhabbetini muhafaza edebilmek. Muhabbetini taşırmayacak, bildirmeyecek. Muhabbeti neden zarar görüyorsa, muhabbetine zarar getirecek herşeyden sakınması lâzım. Onun için bizim Şeyh Efendimiz buyurdu ki: "İhvanlar kitap okuyun. Ama okuduğunuz kitapla tarîkatımıza, mürşidimize daha çok muhabbetiniz geliyorsa o kitabı okuyun." Eğer o kitabı okumakla, mürşidimize eksiklik oluyorsa okumayın. Nitekim falan zamanda bir memlekette bir çatlama, patlama oldu ihvanlar arasında. Bir hoca İmam-Hatip Okulu'nu bitirmiş. Gelmiş ihvanların içerisine kitap okumuş. Bizim tarîkatımız sohbet tarîkatı. Bizim ihvan kitaptan bir şey anlamaz. Bizim ihvanımız sohbet dinler. Nefsi islah eden, terbiye eden sohbettir. Terakki sohbettedir.
Kelâm-ı Kibarda:
Anın dervişleri kalmaz gaflette
Çoklarını irşâd eyler sohbette
Cemâlin görenler kalır hayrette
Mest olur yiğidi Pir-i Sami'nin
Piri Sami Müceddid'dir. Bir asrın müceddidi. Zülcenaheyn, zâhir ve bâtın ilmini bitirmiş. Seydayı Tagi Hazretleri manevî dedemiz oluyor. Şeyh Efendimiz Dede Paşa. O'nun üstü Muhammed Beşir Efendi. Onun üstü Muhammed Sami Hazretleri. Onun üstü Abdurrahman Tagi Hazretleri. İşte Adıyamanla biz oradan ayrılıyoruz. Hatta Pir-i Tagi Hazretlerine biz onlardan daha yakınız. Niçin? Piri Tagi Hazretlerinin bir halifesi Şeyh Fethullah. Ondan sonraki Hz. Ziyaeddin. O'nun halifesi Ahmed Haznevî. Sülâleden hep âlim gelmiş, hem zâhir şeriatı, hem de tasavvufu öğrenmişler.
Sonra, Şeyh Abdülhakîm hazretleri sonra da Muhammed Raşit. O beşinci oldu.
Bize gelince birincisi Pir-i Sami, ikincisi Muhammed Beşir, üçüncüsü Dede Paşa. (Allah'a sığınırım) Biz kendimizi meşâyih yerine koymuyoruz. Sayıya da katmıyoruz. Sayıya katmış olursak dördüncü oluyoruz. Evet muhabbetinizi muhafaza edin, muhabbetinizi gizleyin.
Derûnun derdini her yerde açma
Var ise gevherin meydana saçma.
Herşey gizlidir. Ama muhabbeti gizlemekte çok fayda var. Çok terakki var. Mesela: Hıfz-ı nisbet deyince: Bu cezbe var ya muhabbeti taşırıyor. Taşırmamak lâzım. Bir yemek taştığı zaman azalır. Köpüğü gider.
Kelâm-ı kibar:
Köpürüp kapağın taşma derviş
Kabında pişip kemale eriş
Cezbe haktır. Ama cezbeden de geçmek lâzım. Cezbe çok kıymetlidir. Niçin 70 bin evrat çeken bir talible beraber cezbe sahibi terakki ediyor. Halbuki hiç dersi yok. "Sen ders çekme demişler" cezbe var. Zikirden manâ kalpten Allah'ı unutmamak. Kalpte Allah'ın sevgisini taşımak. Zaten onun kalbinde bir yol bulmuş. Bir aşk tecelli etmiş. Cezbe bundan ileri geliyor. O kalbini doldurmuş taşıyor. Onu taşırmamak lâzım. Taşırmazsa daha çok terakki edecek. Zikirle de bir noktaya kadar terakki ediyor.
Şuğul-u bâtın da fazla zikir yapanla beraber terakki eder. Cezbeyle beraber terakki eder. Ama bir noktada üçü de durur. Cezbesi olan cezbesinden geçecek. Şuğul-u batını olan da ondan kurtulacak. Fazla zikir yapan da ondan kurtulacak. Bunların hepsi bir varlık oluyor. Bunlardan da geçecek insan. Çünkü bunlar varlık oluyor. Kemâlât mahviyette zikir sahibi zikrinden geçecek, cezbe sahibi cezbesinden geçecek. Şuğul-u batınide şuğulundan geçecek. Kalbini sahibine teslim edecek.
Şuğulu bâtınide: Kalbine fazla düşünceler geliyor. İstemiyor geliyor. İstemiyor geliyor. Burada cihad yapıyor. Cihâd-ı ekber yapıyor. Büyük cihad. Bu da terakki ediyor. Diyor ki: "Yarabbi bu mülk senin. Ben buradan muhalifleri çıkaramıyorum. Mülküne sahip ol" diyor. Ama bu son çare.
İşte herhangi bir kitabı okurken fıkıh meseleleri hariç, fıkıhı bizim tarîkatımız istiyor. Her müslümanın dini ilmihalı bilmesi isteniyor.
Okuyacağımız kitap Şeyh Efendimize muhabbetimizi artırıyorsa okusun. Artırmıyorsa okumasın. Herhangi bir hocanın vaazını dinleyince rabıtası artıyorsa dinlesin yoksa dinlemesin. Herhangi bir nafile amel işlemek istiyorsa, bu yanlış anlaşılıyor. Bizim tarîkatımızda nafile oruç tutmak yokmuş. Nafile namaz kılmak yokmuş. Hayır. Yanlış anlaşılıyor. Bizim büyüklerimizin ameli kitapta yazılı. Bunları yapacaksın. Bunları yapmazsan, ne kadar yaparsan yap makbul değil. Bunları yap. Ondan sonra fazla olarak ne yaparsan yap. Ama bu yapmış olduğun nafile ibadetler muhabbetini artırıyorsa işle. Artırmıyorsa işleme. Çünkü bizim tarîkatımızda ancak râbıta ile terakki ediliyor. Yani meşâyihe bağlanmaktır. Ama meşâyihe sade sevgi ve râbıta ile mi bağlanacak? Ahlakı ve ameli ile de bağlanacak.
Huzur sahibine kitap okumak da manidir. Namaz kılmak da manidir. Niye onu öyle bir nisbet sarmış ki hareket etmek istemiyor. Vermiş kalbini Allah'a. Oturmak, kalkmak, yemek, içmek ona şuğul oluyor. Öyle bir makama ulaşan mürit var ya namaz kılmak ona çok çetin gelirmiş. Çetinliği nedir? Secdeye varınca kafasını secdeden kaldırmak istemezmiş. Rükûya varınca rükûdan doğrulmak istemezmiş.
İşte hıfz-ı nisbeti taşırmayacaksın. Cezbeyi tutmazsan zararı var.
Bilmeyenler anlamayanlar inkâr ediyorlar. Onların günahına sebep oluyorsun. Cezbe haktır. İnkâr edilmez. Ama tutmak lâzım.
Gelin dergaha dervişler
Dergâh neresi? Sohbet yapılan, hatme yapılan yer. Bizim tarîkatımız sohbet tarîkatı, rabıta tarîkatı, bizim tarîkatımız hatme tarîkatı. Hatmeye çok kıymet vereceğiz. Bizim tarîkatımız hatme üzerine kurulmuş. Hatmeden büyük amel aramayın bulamazsınız.